Koyun gibi asılmış gençler kabuslarımda


Elimde Türkçeye Çarpaz Ateşte Bir Kadın adlı kitap var. Yazarı
Suriyeli gazeteci Samar Yazbek, savaşın ilk başladığı günlere hepimizi tanık ediyor. Yazbek bir ülkede umudun nasıl yok edilebilineceğini yerinde görüp yazmış. Öyle ki girmesi yasak olan bölgelere kimlik değiştirerek girmiş. Buralardaki vahşeti belgelemiş. Beş kez gözaltına alınan, tehditler yüzünden ülkesinden kaçmak zorunda kalan Yazbek, geceleri zihninden çıkmayan görüntülerin kabusuyla uyandığını söylüyor.

Samar Yazbek Gazeteci- Çapraz Ateşte Bir Kadın kitabının yazarı

Samar Yazbek, Suriyeli gazeteci ve aktivist. Esed ailesinden gelmesine rağmen, rejimin insanları köleleştirmesine karşı çıkarak rejime karşı tavır aldı. Ayaklanmalar çıkınca da ülkesindeki gösterileri izlemek için her türlü tehlikeyi göze aldı. Kimlik ve kılık değiştirerek girmesi yasak olan bölgelere giren Yazbek, tanıklarla yaptığı görüşmeleri ve yaşadıklarını tüm dünyaya göstermek için Çarpaz Ateşte Bir Kadın adlı bir kitap yazdı. Ailesi ve rejim tarafından ‘düşman’ ilan edilen defalarca gözaltına alınıp dayak yiyen Yazbek, tehditlere dayanamayınca ülkesinden kaçtı. Yazdığı kitaptan dolayı Yazbek’e Dünya Yazarlar Derneği (PEN) cesaret ödülü verdi. ‘Suriye denilince kan göllerini hatırlıyorum’ diyen Yazbek’le ülkesini konuştuk.

Sizi rejimin karşısına iten sebep tam olarak neydi?Bu yönetime karşı tepki gösteren gençlerin talepleri miydi yoksa rejimin bu gençlere karşı aldığı şiddet yanlısı tavırlar mıydı? 

Bunun nedeni adalet fikrinin ta kendisi.İnsanlar onur ve özgürlükleri için adalet talebiyle sokaklara çıktıklarında elbette aydın ve yazarlar adalet talebinde bulunan halkın yanında yer alacak. Üstelik Suriye’de halk barışçıl ve uygar bir şekilde adalet istedi. Ben rejimin askeri istihbaratı ve elindeki güçlerle insanları nasıl öldürdüğünü ve tutukladığını yazmaya başladığımda yani hakikati anlatmaya başladığımda beni tehdit ettiler, deşifre ettiler, itibarımı zedelediler ve beni birkaç kez tutukladılar.

1970 doğumlusunuz yani bu rejimin içinde büyüyen bir gazetecisiniz ve aynı zamanda Suriye’de rejimin yanında olan bir Alevi topluluğuna mensupsunuz. Bütün bunlara rağmen rejime tepki koyan taraftasınız. Aleviler içinde bu tepkiyi sizin gibi net olarak ortaya koyan başka önemli isimler de var mı?

Aslında Alevi tanımlamasından hoşlanmıyorum. Ben Suriyeliyim. Elbette Esed rejimine karşı Alevilerden üst düzey muhalifler var. Bu bir mücadele öyküsü. Şimdi ise durum çok karmaşık ve bunu basit bir şekilde anlatmak çok zor. Fakat Alevi topluluğun büyük çoğunluğu sessizliğini korumayı sürdürüyor.

BU REJİMDEN HER ZAMAN NEFRET ETTİM

Kitabınızda rejimin insanlar üzerinde bir nefret duygusu uyandırdığını ve bunun gösterilerle dışa vurulduğunu söylüyorsunuz. Bu nefret nasıl ortaya çıktı? Daha önce de böyle düşünüyor muydunuz? 

Evet ben bu rejimden her zaman nefret ettim ve sanıyorum Suriyelilerin büyük çoğunluğu da böyle hissediyordu. Ama korku ve baskı sınırları içinde senelerce zulüm ve istismara katlandılar. Peki insanlar neden rejimden nefret etti? Bunun birçok sebebi var. En önemli ve birinci sebep rejimin askeri istihbaratının hayatlarını cehenneme çevireceğini bilmeleri. Hapishane korkusuyla rejim karşıtı herhangi bir söz söylemekten yıllarca çekindiler. Suriye toplumu Esed ailesi, akrabaları ve yandaşlarından oluşan bir çete tarafından yönetiliyordu ve onlar insanlara ihanet ettiler, toplumu aşağıladılar. Halka kendi köleleriymiş gibi davrandılar.

Yazdıklarınız insanın kanını donduruyor. Olaylara tanıklık etmek için Suriye’deki gösterilerin yapıldığı bölgelere girip izlediniz ve olayların canlı şahitleriyle birebir görüştünüz. Sizi bütün bu gördüklerinizden ve duyduklarınızdan en çok etkileyen olay/görüntü neydi?

Beni en çok etkileyen ve aklımdan çıkaramayacağım manzara, birkaç tane gencin kurbanlık koyunlar gibi ellerinden tavana asılı oluşlarıydı. Yüzleri şişmişti ve yaraları kana bulanmıştı.Bu görüntü kabuslarımdan çıkmıyor.

SURİYE’DEKİ VAHŞETİ KABUL EDEMİYORUM

Tekrar Suriye’ye dönmeyi düşünüyor musunuz?

Ülkenin özgürlüğünü kazanan kuzey kısmına dönmek ve oradaki insanlarla birlikte iş yapmak istiyorum. İnsanların mücadelelerinde yalnız bırakılmamaları gerektiğini düşünüyorum. Ve kendi yöntemlerimizle mücadeleye devam etmeliyiz diye düşünüyorum. Savaşlar sadece silahla olmaz. Baskı ve zulüm nedeniyle yurtlarından ayrılan bütün sivil aktivistler Suriye’nin yeniden inşası için elbette ülkelerine dönmeli. Suriye’nin devrimini tehdit eden zorluklara ve tehlikelere karşı durmalı. Geleceğe yönelik tek bir planım yok. Ama öncelikle Suriyeli kadınların ekonomik bağımsızlıklarını elde etmeleri için mikro-ekonomik projeler başlatmayı hedefliyorum. Şu anda en çok istediğim şey ailelere yardım etmek. Rejim sona erdiğinde diğer planlarımı hayata geçirebilirim.

Paris’ten Suriye’ye baktığınızda sizin zihninizde kalan Suriye’ye dair en net kare nedir? Çocukluğunuzun Suriyesi ve bugün yaşananlardan size kalan nasıl bir Suriye?

Aslında Paris’te olduğum pek de söylenemez. Kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. çok seyahat ediyorum. Suriye dışında olma fikrini ve Suriye’de yaşanan vahşeti kabul edemiyorum. Benim için her yer Suriye. Kendimi bütünüyle oradaymış gibi hissediyorum. Şüphesiz Beşar Esed’ın işlediği insanlık suçlarına,tahribatına, katliama baktığım zaman çok büyük acılar hissediyorum. Hatta çocukluk anılarımı bile unuttum. Şimdi Suriye ile ilgili kan göllerinden başka bir şey göremiyorum. Aynı zamanda sadece bir sabun köpüğü canlanıyor gözümde. Yeni bir dünya hayal edemiyorum. Bu gerçekten çok acı. Buna rağmen devrimi korumak ve insanların acılarına son vermek için çalışmalıyız.

Çapraz Ateşte Kadın-Timaş Yayınları

ÖDÜL DAHA FAZLA SORUMLULUK YÜKLEDİ

PEN Yazarlar Birliği’nden Cesaret Ödülü’nü aldınız bu ödül sizin için ne anlam ifade ediyor?

Bu ödülün anlamı benim için daha fazla sorumluluk demek. Tabiî ki her insan böyle bir durumda onur ve şükran duygusu hisseder. PEN Uluslararası Yazarlar Birliği bu sene birçok ülkede bana ödüller verdi. Bu ödül bana ilmi ve edebi anlamda sorumluluklar yükledi ve bu bence kolay bir sorumluluk değil.

“Çapraz Ateşte Bir Kadın” adlı kitabındaki günlükleri şimdi tekrar dönüp okuyunca ne düşünüyorsunuz, neler hissediyorsunuz? Bütün olup bitenler sizin hayatınızı ve Suriye’yi bundan sonra nasıl etkileyecek?

Ben hüzün ve gurur duygusunu birlikte yaşıyorum. Suriyeli kahramanların mücadeleleri ve kat ettikleri yolları düşündükçe gurur duyuyorum ve yaşanan kayıplar içinde derin bir acı hissediyorum. Fakat hüzün daha ağır basıyor diyebilirim. Şu an baktığımda çok fazla zulüm olduğunu ve devrimin giderek kötüleştiğini görüyorum. Bütün bu katliam, kan, vahşet sadece hürriyet ve adalet talep ettikleri için başlarına geldi. Devrimin şu an ulaştığı nokta bizi memnun etmiyor. Çünkü devrime birkaç selefi unsur da girdi. Zaten rejim bunu istedi. Ama insanlar çok güçlü bir şekilde baskılara karşı durmaya çalışıyor. Aynı zamanda devrimin aydın bir yüzü var. Mesela gençlerin girişimleri, yeni çıkan gazeteler ve sivil toplum örgütleri gibi. Bu yeni toplumsal oluşumların korunmaları ve finanse edilmeleri gerekiyor.

Suriye Savaşından bir görüntü

Bu devrime inancım tam

Devrim selefi hareketi değil tüm mezheplerindi diyorsunuz ve bunu kitabınızda yaşadığınız olaylarla ve şahitleriyle  gözler önüne sermeye çalışıyorsunuz. Esed rejiminin Suriye’yi mezheplere bölme girişiminde bu kadar başarılı olmasının sebebi neydi sizce? Suriye halkı bunu oyunu niçin fark edemedi?

Ayaklanmalar ilk başladığı günlerde Cumhurbaşkanı yardımcısı Buseyne Şaban tüm olanların bir mezhep çatışması olduğunu söyledi ve bu çirkin mezhep savaşı oyununu başlattı. O günlerde ben Suriye’deydim. Gösterilere toplumun tüm dini kesiminden tüm insanların beraber katıldıklarını kendi gözlerimle gördüm. Rejim devrimden kurtulmanın tek yolunun bu devrimi mezhep çatışmasına çevirmek olduğunu zannetti. O yüzden azınlıkları korkuttular ve bunu başardılar. Bunu da yalanlarla, oyunlarla, insanların arasında söylentiler yayarak başardılar. Ve mezhepler arası katliamlar baş gösterdi. İlk başlarda devrimciler bu duruma bir reaksiyon gösteremedi. Mezhep kavgası olmasına rağmen herhangi bir etnik gruba karşı olumsuz bir girişimde bulunmadılar. Son aylarda durum değişti. Aşırı sağcı İslam örgütleri yüzünü göstermeye başladı. Bazı saldırılar düzenlendi ve meydana gelen patlamalarda masum insanlar hayatını kaybetti. Devrimin geldiği nokta başlangıcına hiç benzemiyor. Devrimciler iki yıl dayandılar ve bu acı veren duruma düşmek istemediler. Fakat daha sonra kendilerini savunmak için silah taşımak zorunda kaldılar. Artan şiddet ve mezhep katliamları olayları değiştirdi. Ama ben bütün hatalarına rağmen bu devrime inanıyorum.

Sizin için de toplumsal bir linç kampanyası başlatılıyor. Bu kampanyalar tehditler sizi nasıl etkiledi?

Evet kesinlikle çok etkiledi ve hala da etkiliyor. Ancak bunun bir anlamı yok. Bana yönelik iftira, taciz, tehdit ve ahlaktan uzak tüm davranışlar bu ülkenin başına gelen korkunç yıkımın karşısında anlamını yitiriyor. Benim şahsi acılarımın hiçbir önemi yok. Ben bütün Suriye’yi ölümün ağzında görürken kendi acılarımdan bahsedemem. Bu çok zor.

Esed, insanlık suçu işliyor

Üç kez gözaltına alındığınızı, tehdit ve dayak yediğinizi anlatıyorsunuz.  Bize o günlerden bahseder misiniz? İçeri alınan hücredeki insanların durumu nasıldı?

Hayır, beş kere gözaltına alındım ancak hücrede bir gece bile geçirmedim. Günün başından geceye kadar tutuldum. Evet, Esed’in hücrelerini gördüm ve daha önce söylediğim gibi bu manzaralar unutamayacağım en zor hatıralar. Hala arada sırada bu karanlık, büyük ve çirkin dünyadan gelen hatıralar var zihnimde. Bu hücrelerde Esed her türlü insanlık suçlarını işliyor. Çok zor günlerdi. Bununla beraber çok güçlü, kararlılıkla dolu günlerdi. Ben sanki oradaki insanların acı ve ıstıraplarını hissettim. Ki o zamanlar şiddet ve vahşet bu dereceye ulaşmamıştı. O günler hem cennetin hem cehennemin aynı anda yaşandığı günlerdi.

Esed gidince Suriye için nasıl bir süreç başlayacak sizce? Ondan sonra  her şey daha mı kolay yoksa daha mı zor olacak?

Beşar Esed rejimi düştüğü zaman yeni devrim başlayacak ve bu hiç de zor olmayacak. Aksine çok kolay olacak. Fakat toz pembe bir tablodan da bahsedemeyiz. Suriye’de kaos ve yıkımın etkileri belki senelerce sürecek. Ama Esed gittikten sonra ne yaşanırsa elbette onun yönetiminden çok daha iyi olacağı kesin.

Röportaj

Ayşe Olgun

Ayşe OlgunAuthor posts

Erzurum’da doğdu. Gezmeyi, okumayı, yürümeyi, düşünmeyi ve paylaşmayı seven insanlarla beraber. Şimdilik Salacak-Topkapı hattında mesut bir hayatı var. Toplu taşıma araçlarından en çok vapurları seviyor. İstanbul vazgeçilmezi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir