Kadınlar neden Shakespeare olamıyor?


 

 

Virginia Woolf  “Kendine Ait Bir Oda” adlı kitabında, “Kadınlar Shakespeare’in oyunlarını yazamaz” der ve bunun sebebini de toplumda kadına biçilen rol üzerinden ayrıntılı bir şekilde anlatır. Geçtiğimiz günlerde İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) Kültür Politikaları Çalışmaları kapsamında hazırladığı “Kültür-Sanat Dünyasında Toplumsal Cinsiyet: Tartışmalı Konular, Yapısal Sorunlar, Çözüm Önerileri” başlıklı rapor bir kez daha Woolf’un sözlerindeki haklılığı gözler önüne seriyor. Rapor, ülkemizde kültür sanat alanında özellikle de kadınların yoğunluklu olarak yer aldığı tiyatro, sinema ve müzik sektörlerini baz alıyor. Bu üç alandaki tespitlere bakılırsa aslında kültür sanatın diğer alanlarında yaşanan sorunları anlamak zor değil.

İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Itır Erhart tarafından kaleme alınan raporda kadınların erkek olmadıkları için sektörde kendilerini dezavantajlı gördükleri, yalnız yüzde 62’sinin sigortalı çalıştığı, sektörde çalışan kadınların yüzde 52’sinin cinsiyete dayalı sektörde ayrımcılık yaşadığı ve pandeminin toplumsal eşitlik konusunda sektörü olumsuz etkilediği bilgileri yer alıyor.

 

 

EV YÜKÜ KADINDA

Raporda altı çizilen konulardan biri de evdeki iş bölümünün sanatsal ortama da yansıdığı. Rapora göre kadınların çocukların bakımından alışverişe kadar pek çok konuda erkeklere göre daha fazla yük aldıkları dikkat çekiyor. Raporda senaryo veya oyun yazan bir erkeğin evle ilgili sorumlulukları olmaması doğal karşılanırken yazar kadın olunca Virginia Woolf’un deyimiyle, “Kendine Ait Oda”ya kapanıp çalışması, üretmesi mümkün olmuyor. Sanatçı da olsa, sektörde yönetici de olsa ev içi sorumluluklar ağırlıklı olarak kadının üzerinde. Araştırmanın dikkat çeken bir başka başlığı ise kadınların kendi aralarında da eşitlik olmadığı yönünde.

BAŞÖRTÜLÜ KADINLARA AYRIMCILIK

Ankete katılan her 10 katılımcıdan 7’si çalıştıkları sektörde kadınların kendi aralarında eşit olmadığını düşünüyor. Eşitsizlik kaynakları arasında ilk sırada gelen mesleki hiyerarşi yüzde 72 oranıyla öne çıkıyor. Sosyo-ekonomik eşitsizlikler yüzde 52 ve fiziksel özellikler yüzde 51 oranıyla takip ediyor. Anket sorularında yer alan faktörlere ek olarak sahnenin, kameranın önündeki ve arkasındaki kadınlar arasında da hiyerarşiler olduğunun altı çizilirken görüşmecilerden biri bu durumu “Ben sadece kadınlığımdan dolayı değil, başörtümden dolayı da ayrımcılığa maruz kaldım” sözleriyle dile getiriyor. Yine etnik kimliğinden dolayı ayrımcılığa uğrayan kadınlar da raporda yer alıyor.

İstanbul’da kültür sanatta en çok istihdam sağlayan tiyatro, sinema ve müzik alanında gerek sahne önü gerekse arkasında 157 kadınla online anket çalışması yapılmış. Ayrıca sektördeki 18 profesyonel kadınla da görüşmeler yapılmış. Anket çalışmasına katılanların yüzde 49’u tiyatro, yüzde 34’ü sinema, yüzde 26’sı ise müzik sektöründe faaliyet gösteriyor. Katılımcıların yüzde 48’i sanatçı, yüzde 38’i idari ve yüzde 12’si teknik görevlerde çalışıyor. En yaygın çalışma biçimi yüzde 44 ile proje bazlı ve katılımcıların yüzde 62’si sigortalı. Görüşmelere katılan 18 sektör profesyoneli, Türkiye’de kadın olmayı “dışlanma”, “ayrıştırılma”, “ciddiye alınmama” “erkeklerden daha çok çalışmak zorunda kalma”, “biteviye bir mücadele içinde olma” gibi ifadelerle tanımlıyor. Ankete katılanların yalnızca yüzde 15’i çalıştıkları sektörde fırsat eşitliği olduğuna inanıyor ve yine yalnızca yüzde 13’ü eşit işe eşit ücret ilkesinin uygulandığını düşünüyor.

KADINSAN DAHA ÇOK ÇALIŞMALISIN

Kariyer basamaklarını çıkarken kadın olmanın dezavantajlarını yaşayanlar ise azımsanmayacak kadar yüksek oranda. Ankete katılanların yüzde 53’ü kadın olmanın kariyerleri üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşünüyor. Araştırmaya göre her üç sektörde de kadın ve erkeklerin cinsiyet temelli görev dağılımları olduğu görülüyor. Geleneksel görev dağılımlarının dışına çıkan kadınlar, başarılı olabilmek için erkek meslektaşlarından daha çok çalışmak zorunda kalıyorlar. Buna ek olarak bu cinsiyetçi tutum, sanatçıların performanslarındaki rol dağılımında da belirleyici oluyor. “Teknik” olarak adlandırılabilecek ses, ışık tasarımı, görüntü yönetmenliği, kurgu gibi işlerde ise kadınlara rastlamak çok zor. Yine yönetmen ve yazarlar söz konusu olduğundaysa kadınların sayısı, erkeklere oranla çok az. Rapora göre teknik olarak nitelendirilebilecek alanlarda verilen ödüllerin yıllara göre dağılımı da bulguları destekliyor. Örneğin, 2009-2019 yılları arasında verilen Afife Jale Tiyatro Ödülleri’ne baktığımızda, on yıl boyunca ışık tasarımcısı ödülünün hep erkeklere verildiğini görüyoruz. Sahne tasarımcısı ödülü de 2010 yılı hariç hep erkekler tarafından alınmış. Yılın En Başarılı Giysi Tasarımcısı ödülü ise bu on yıllık zaman diliminde istisnasız hep kadınların olmuş. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de En İyi Görüntü Yönetmeni ödülünü istisnasız erkekler kazanmış. İstanbul Film Festivali’nde de 2011-2021 yılları arasında En İyi Kurgu Ödülü ve En İyi Görüntü Yönetmeni Ödülü istisnasız hep erkeklere verilmiş.

Virginia Woolf öleli 80 yıl geçmiş ama kadınların hâlâ kendine ait bir odası yok. İKSV’nin emek mahsulü raporunun en net göstergesi bu!

NİSAN 2022

Ayşe OlgunAuthor posts

Avatar for Ayşe Olgun

Erzurum’da doğdu. İlkokulda resimle, lise yıllarında yazıyla, üniversitede şiirle kendini anlattı ve bol bol gezip, fotoğraf çekti. İlkokulda dedektif, ortaokulda yazar, lisede dünyayı gezmeyi hayal etti. 1996 yılından bu yana gazetecilik yapıyor: yazıyor, çiziyor, araştırıyor, geziyor.

Yorum yok

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.